İletişim Başkanı Altun: Türkiye’nin yükselişi yeni reform dönemiyle devam edecek
- 24.11.2020 10:36
İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan’ın açıkladığı “yeni reform dönemi” hakkında Daily Sabah
gazetesi ile bir röportaj gerçekleştirdi.
Fahrettin Altun'un yaptığı açıklamalar şöyle:
"Yeni reform döneminin ana kodları, motivasyonları ve hedefleri
nelerdir?
Bu dönemi, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüyen ve 2002
yılından bugüne Türkiye’nin her alanda yükselişinin devamı olarak
okumak gerekiyor. Dolayısıyla sürekliliği olan kalkınma, ilerleme ve
gelişme sürecinin içerisindeyiz. Cumhurbaşkanımızın siyasi hareketinin
ve kadrolarının önemli başarılara imza attığı çok değerli 18 yıllık
bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye’nin demokratikleşmesi, halkın refah
seviyesinin yükseltilmesi, bölgesinde ve küresel alanda daha etkin
olunması yolunda önemli mesafeler kat edildi kuşkusuz. Bu başarılar
doğal olarak Türkiye’deki standartları, kriterleri ve beklentileri de
yükseltti. Bunun bilincinde olan Cumhurbaşkanımız sürekli olarak
demokrasi, refah ve ulusal güvenlik konusunda çıtayı daha da
yükseltmek için çalışıyor. Zira gelişimin doğasında durağanlık
olmadığını, yeniliklerle ve gelişimle birlikte dinamik politikalara
ihtiyaç duyulduğunu en iyi o biliyor. Cumhurbaşkanımızı bugün en
acımasız şekilde eleştirenler dahi, onun liderlik ettiği siyasi
partiyi ve politikalarını yine aynı partinin önceki dönemleriyle
karşılaştırabiliyor ancak. Dolayısıyla çıtanın her yükseldiği noktada
siyasal alanda beklentilerin, gelişmelerin, değişimin olması da
kaçınılmazdır. Siyasi hayatına baktığınızda da sürekli yenilenmenin,
olumlu yönde değişimin ve gelişimin Cumhurbaşkanımızın en önemli
prensiplerinden biri olduğunu göreceksiniz. Zira hepimiz çok yakından
şahidiz ki, kendisi bu reform süreçlerini en iyi bilen ve yöneten bir
devlet adamıdır. Demokratikleşme adımları, AB reformları, anayasa
değişiklikleri ve vesayetle mücadele gibi alanlarda milletin gücüyle
birlikte görülmemiş zaferler kazandık. Hedefimiz tek cümleyle
ülkemizin refah, özgürlük ve güvenlik içinde geleceğe taşınmasını
sağlamak. Cumhurbaşkanımızın yola ilk çıktığındaki hedefleri de zaten
bunlardı. Bu hedeflerden bir an olsun vazgeçmemesi değişim ve
gelişimin sürekli olduğunu da kanıtlayan bir gerçek olarak önümüzde
duruyor. Şimdi de bu doğrultuda daha müreffeh ve daha demokratik bir
Türkiye için yeni bir reform dönemi başlıyor.
Özgürlükler ve güvenlik ikileminde, Türkiye bu iki kavram arasında
yeni dönemde nasıl bir denge gözetmeyi amaçlıyor?
Cumhurbaşkanımız liderliğinde Türkiye’de birçok ilke imza
atıldığını biliyoruz. Hangi birini saysam? Türkiye bu dönemde en
önemli özgürlükçü politikaları hayata geçirdi. İşkence gibi utanç
verici suçları ortadan kaldıran da dini azınlıkların mal varlıklarını
ve vakıf mallarını yıllar sonra iade eden de yine Cumhurbaşkanımızın
başında olduğu hükümetler olmuştur. Ayrımcılık ile mücadele, kadın
hakları konusunda atılan ilerici adımlar hep bu gurur verici karnenin
parçalarıdır. Aynı şekilde Türkiye’nin karşılaştığı güvenlik
problemlerine karşı verilen mücadele de ortadadır. Türkiye birbirinden
tehlikeli, birbirinden sinsi ve birbirinden vahşi üç terör örgütüne
karşı topyekûn bir mücadele verdi son yıllarda. Bir yandan kara
sınırlarımızı korumak için askeri operasyonlar yaparken öte yandan da
“Mavi Vatan” olarak adlandırdığımız deniz sınırlarımızı korumak için
dünyayı şaşırtan hamleler yaptık. Dahası insan güvenliği konusunda
dünyada eşine az rastlanır başarılara imza attık. Milyonlarca
mültecinin güvenliğini sağladı Türkiye. Dünyanın insani yardım
konusunda lider ülkesi oldu.
Bugüne kadar, özgürlükleri konsolide etmekle güvenliği sağlamayı
hiç ikilem olarak görmedik. Özgürlük ve güvenlik bize göre birbirine
bağlı ve birbiri için olmazsa olmaz durum ve kavramlardır. İnsanları
devletin güvenliği için özgürlüklerinden mahrum etmek ne güvenliği
sağlayabiliyor ne de sürdürülebilir bir durum oluşturabiliyor. Biz
onun için bu kavramları birbiriyle ikilem oluşturacak şekilde çelişik
değil birbirini tamamlayan bütünleyici kavramlar olarak görüyoruz.
Cumhurbaşkanımızın sürekli olarak adalet konusuna yaptığı vurgu bunun
anahtarı aslında. Bunun için adalet ve yargı reformu konusuna özel
önem veriyoruz.
Dünyaya realist olarak bakıyoruz. Türkiye’yi dün tehdit eden terör
örgütlerinin yarın başka isimlerde başka şekillerde karşımıza
çıkacağının farkındayız. Neticede terör bir strateji ve bu meşum
silahı hangi grup ne zaman eline alacak bilemeyiz. Ancak biz onlardan
bir adım önde olmaya çalışıyoruz. Terörün hedefinin canımız kadar
özgürlüklerimiz de olduğunun farkındayız. Onun için özgürlüklerimizi
de canımız gibi korumaya çalışıyoruz. Bundan sonraki dönemde de bu
mantık ve yaklaşımla yolumuza devam edeceğiz.
Güvenlik güçlerimiz kahramanca bu tehditlere karşı mücadelesini
sürdürüyor. Savunma sanayimiz yirmi sene önce hayal bile edemediğimiz
başarılar elde ediyor. Bunu sadece terörle mücadele etmek için ya da
düşmana korku salmak ve hasımları caydırmak için yapmıyoruz.
Milletimizin ulusal güvenliğinin bir parçası, onların özgürlüğü ve
hukukun üstünlüğüdür. Milli iradedir. Bu terör örgütlerinin emellerine
ulaşması durumunda neler olabileceğinin artık Türkiye’de herkes
farkındadır. PKK’nın kurmaya çalıştığı Marxist-Leninist karakterli ve
bununla birlikte emperyalist güçlerin vekaletini üstlenmiş totaliter
rejimin provası Suriye’de görüldü. DEAŞ’ın kurmaya çalıştığı zalim ve
vahşi yapı da herkesin malumu. 15 Temmuz’da başarılı olsaydı FETÖ’nün
Türkiye’yi nasıl bir otokratik cunta rejimine çevireceğini de
biliyoruz. Cumhurbaşkanımızın, güvenlik güçlerimizin ve halkımızın bu
terör örgütleri ile mücadelesi sadece can güvenliği değil aynı zamanda
özgürlüklerimiz için. Bunu da adaleti hiç unutmadan ihmal etmeden
yapıyoruz.
Bu süreçte, iç ve dış kamuoyuna yönelik öncelenen mesajlar
nelerdir? Reformlar vesilesiyle, bu başlıklarda bugüne kadar
yöneltilen eleştirilere dönük nasıl bir cevap verilecektir?
Öncelikle yurtdışından gelen eleştirilere, eleştirilerin kaynağına
göre muhatapları tarafından gerekirse cevap verilir gerekiyorsa da
bilgilendirme yapılır. Son yıllarda Türkiye’ye yönelik karalama
kampanyaları maalesef bazı ülkelerde ana akımda kendine yer bulmaya
başladı. Bu çok normal olmayan durumu aslında birbiriyle kesişen
birkaç gelişmenin ortak sonucu olarak okumak gerekiyor. Öncelikle
post-truth da olarak adlandırılan hakikat ötesi çağ dezenformasyonun
ve bilgi kirliliğinin etkin rol oynadığı, algıların olguların önüne
geçtiği bir dönem. Bu dönemde Türkiye hakkında yazılan yalan yanlış
haberlerin yarattığı etkinin farkındayız ve mücadelemiz devam ediyor.
Post-truth’un bir özelliği de geçici olması yani hakikata zamanla
yenilmesidir. 2019 yılında “Türkiye Suriye’de soykırım yapıyor” diye
yalan haber yapanlar vardı. Bugün onları kimse hatırlamıyor. İkinci
olarak Türkiye’nin artık aktif bir dış politikası olması bazı
ülkelerin inşa ettikleri konforlu alanlarda onları rahatsız etmeye
başladı. Bu ülkeler de farklı lobiler aracılığıyla Türkiye karşıtlığı
pompalamaya başladı. Türkiye’ye yapılan eleştirilerin aslında büyük
çoğunluğu bu iki kaynaktan yayıldı. Türkiye kamu diplomasi
enstrümanları vasıtasıyla bu gruplarla mücadelesini sürdürüyor. Yalana
karşı hakikat, lobilere karşı samimiyetimiz ve etkimizi ortaya
koyuyoruz. Elbette kamu diplomasinin bir yönü olarak samimiyetine
güvendiğimiz bazı eleştiri sahipleri ile de irtibat halindeyiz. Kamu
diplomasinin iki yönlü bir köprü olduğunu biliyoruz. Onları bazı
konularda bilgilendiriyor, karanlıkta kalan ve eleştiri kaynağı olan
meseleleri aydınlatmaya katkıda bulunuyoruz. Gerekirse bu eleştirileri
değerlendirip gereğini yapmaya çalışıyoruz.
Türkiye, özellikle 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında hassas
bir şekilde milletin can güvenliğini, demokrasi ve adalet ilkeleriyle
devletin güvenliğini garanti altına almaya çalıştı. PKK ve DEAŞ ile
aynı anda mücadele etti. Bu süreçte gerek FETÖ üyeleri gerekse YPG-PKK
uzantıları Türkiye ile ilgili bir kara propaganda kampanyası başlattı.
Bu kampanyanın başarıya ulaşması için Türkiye’ye hasım ülkeler yabancı
başkentlerde kesenin ağzını açtı. Bu süreçte Türkiye özgürlükler
konusunda hassasiyetini en üst düzeyde tuttu, komisyonlar kurdu ve
adalet sisteminin etkili çalıştırmak için çaba sarfetti. Ne
demokrasiden ne de adaletten vazgeçtik bu süreçte. Biz demokrasiyi
sürekli gelişim içerisinde olunması gereken bir süreç olarak
görüyoruz. Bu süreç hiç bitmeyecek. Her dönemde yeni gelişmeler
özgürlüklerin karşısına yeni tehditler çıkardığında yeni reformlar
yapıp özgürlüklerini koruyacak bir sistem inşa etmeye çalışıyoruz.
Çocuklarımıza miras olarak özgürlükleri bırakabileceğimiz bir sistem.
Ekonomi alanında yerli ve yabancı yatırımcılar için Türkiye’de
daha elverişli ve öngörülebilir bir yatırım alanı sağlanması konusunda
atılacak adımlar nelerdir? Tamamlanması için bir tarih/projeksiyon
mevcut mudur?
Ekonomi reform sürecinin saç ayaklarından biri olacak tıpkı hukuk
gibi. Burada önemli olan bazı gerçekleri hatırlamak. Türk ekonomisi
pandemi sürecinde dünyanın oldukça zorlandığı bir dönemde doğru
kararlar ve adımlar atıldığı için çok büyüu turizm ve hizmet
sektörünün dünyada en çok etkilenen sektörlerden olmasına rağmen.
Bundan sonraki dönemde gerekli önlemleri alarak COVID sonrası dünyaya
hazırlanmaya çalışıyoruz. Jeo-ekonominin daha da önem kazanmaya
başladığı bir dönemde ticaret yollarından enerji hatlarına birçok
ekonomik hareketliliğin merkezinde bulunuyoruz. Bu süreçte bir yandan
halkımızın yaşam kalitesi ve refahı temel önceliklerimiz arasında
olacak. Elbette Cumhurbaşkanımızın dediği gibi bu süreçte bazı zor
kararlar alınmak zorunda kalabilir ama hedefimiz bu kararlar sonrası
müreffeh bir toplum yaratmak. Enflasyonla mücadele bu sürecin önemli
bir aracı olacak. Bunun yanında dış ticarette ihracatı artırmak en
önemli hedeflerimiz arasında. Özellikle dünyada tedarik zincirlerinin
yeniden şekillendiği bir dönemde bu konuda yatırımları cazip hale
getirmek için hükümet tarafından gerekli adımlar atıldı. Bunun
sonucunda ihracat rakamlarımızdaki yükselişi önümüzdeki dönemde
görmeye devam edeceğiz. Bu durum istihdam için de oldukça önemli. Genç
ve dinamik bir nüfusumuz var. Bu nüfusun COVID sonrası dünyayı gerekli
mesleki ve sektörel hazırlıkları yapmış olarak girmesini istiyoruz.
Bununla birlikte enerji alanında atılan adımlar ve Karadeniz’de
artarak devam eden enerji keşiflerimiz bütçeyi ve dış ticaret hacmini
önemli bir yükten kurtaracak. Merkez Bankası ise bu süreçte para
piyasalarına gerekli güveni vermeye devam edecek. Yapısal reformlara
tam gaz devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın ifade ettişkiler nasıl seyredecek?
AB süreci, Cumhurbaşkanımızın ilk günden bu yana çok önem verdiği
bir süreç. Zira 2002’den bu yana AB konusunda önemli gelişmeler
yaşandı. En önemli reform paketleri bu dönemlerde kabul edildi.
Eskiden sürekli olarak AB trenini kaçırmaktan kaygı duyanlar vardı.
Aslında biz AB konusundaki kararlılıktan hiç vazgeçmedik. AB treni bir
süre tekledi. Türkiye’ye yönelik ikircikli bir tavır ve tutarsız
politikalar geliştirmeye başladılar. Avrupa’daki iç çekişmeler,
Britanya’nın Birlik’ten ayrılması, Avrupa anayasası tartışmaları,
yükselen ırkçılık ve aşırı sağcılık sonrası Türk halkının bir kısmında
hayal kırıklığı yaratacak şekilde süreç akamete uğratıldı. Ancak bu
süreçte Türkiye’nin AB için nasıl bir olmazsa olmaz olduğu da görüldü.
Mülteci meselesindeki insani ve ahlaki yaklaşımı, terör örgütlerine
karşı ayrım yapmadan verdiği mücadele ve dünyanın neresinde olursa
olsun demokrasi ilkesinin arkasında tutarlı bir şekilde durarak
Türkiye henüz üye olmadan AB’ye örnek bir ülke oldu. Türkiye’nin
üyeliğini AB’nin hem jeopolitik varlığı hem de çok kültürlü geleceği
için olmazsa olmaz görenlerin sayısı artmaya başladı. Biz AB üyeliği
yönündeki kararlılığımızı on yıllarca ortaya koyduktan ve
Cumhurbaşkanımızın son hafta verdiği mesajlardan sonra artık iyi niyet
gösterme sırası AB’de. Doğu Akdeniz ve yaptırım konusunda yapılan bazı
haberler Türkiye ile AB’nin çıkarları açısından riskli gelişmeler.
Özellikle de içinden geçilen bu kritik dönemde. Türkiye’nin stratejik
hedefleri için AB ne kadar önemliyse AB’nin güvenliği ve geleceği için
Türkiye o kadar önemlidir. Bazı liderlerin iç politik