TÜSİAD/Kaslowski: Ülkemizin yakın geleceğini kaybetmemek, 21. yüzyılın çetin rekabet ortamında kaybolmamak için somut bir yol haritasına ihtiyacımız var
- 04.12.2019 11:41
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi bugün Ankara'da
gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmalarını TÜSİAD Yüksek
İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ve TÜSİAD Yönetim Kurulu
Başkanı Simone Kaslowski gerçekleştirdi.
Kaslowski konuşmasında, "Ülkemizin yakın geleceğini kaybetmemek,
21. yüzyılın çetin rekabet ortamında kaybolmamak için somut bir yol
haritasına ihtiyacımız var" dedi.
Kaslowski konuşmasında şunları söyledi:
"27 gün sonra, hem bu yılı hem de on yılı kapayıp yeni bir yıla ve
on yıla girmiş olacağız. Zaman hızla akıyor. Daha dün binyıl virüsü
nedeniyle dünya batar mı diye telaşlanırken, göz açıp kapayıncaya
kadar 2020'li yıllara vardık. İçinde bulunduğumuz gelişmeler bu
yüzyılın akışını belirleyecek.
Bu nedenle konuşmamın önemli bir bölümünü geleceğin dünyasında
bizleri nelerin beklediğine ayırmak istedim.
Geleceğe odaklanan bir gündemle yola devam etmemiz gerektiğini
savunurken, dünyanın hemen her yerinde benzer çalışmaların
yapıldığını, tüm büyük ekonomilerde 2020'lere hazırlanmak için
seferberlik olduğunu biliyorum. Bu hazırlık yalnızca iktisat
politikalarına odaklanmıyor. Kalkınma aslında olması gerektiği gibi
toplumsal, çevresel ve siyasal boyutlarıyla ele alınıyor.
Bunun da belki en önemli nedeni insanın yeni ekonominin merkezi
haline gelmesi. Yüksek teknolojiye dayalı ekonomi eğitimli insan
istiyor. Kendini yenileyebilecek zihinsel esnekliğe ve kavrayışa
sahip, bilgisini, değişen şartlara göre güncelleyen insan değer
kazanıyor. Hepsinden önemlisi, geçmişte üretim faktörü olan toprak,
emek, sermaye üçlüsünden ilk ikisi nitelik değiştirirken, insanların
verileri big data teknolojileriyle yeni üretim paradigmasının en
önemli hammaddesi haline geliyor.
Bir tarafıyla yeni teknolojiler insanlığa müthiş ufuklar açıyor.
Öte yandan yeni teknolojilerle yönetim modelleri arasındaki ilişki
mercek altına alınıyor: Teknolojinin hangi amaca göre
kullanılacağından başlayıp, genetik bilimi, ya da yapay zeka
kullanımının insanlık açısından gündeme getirdiği ahlaki sorunlara
kadar bir dizi madde gündemde öne çıkmaya başlıyor.
Ne var ki, herhangi bir tartışmaya başlamadan evvel en güçlü
şekilde aciliyet arz eden meseleye eğilmek zorundayız: İnsanlık iklim
değişikliği ile baş etmeyi beceremediği taktirde karanlık bir geleceğe
doğru yol alacak. Yılda yaklaşık 8 milyon ton ağırlığında plastiğin
denizlere karıştığını, toplamda 5 trilyondan fazla plastik parçasının
gezegenimizde yüzdüğünü aklımızda tutmak zorundayız. Doğanın kendini
yenileme gücünü fazlasıyla zorluyoruz. Varlığımızı borçlu olduğumuz
gezegenimizi tüketmek üzereyiz. Daha doğrusu, uygarlığımızı
tüketiyoruz. Zira Dünya, Güneş var olduğu sürece zaten yaşar.
Bu konularla ilgili olarak TÜSİAD bünyesinde ciddi çalışmalar
yapıyoruz. İklim değişikliği ile mücadelede yol haritamızı 2017
yılında açıkladık. Ülkemizin düşük karbonlu kalkınma modeline
kararlılıkla geçmesi gerektiğini belirttik. Sayın Özilhan da
vurguladı. Geçen ay, Global Compact Türkiye ve Sürdürülebilir Kalkınma
Derneği ile birlikte plastik kirliliği ile mücadeleyi bir adım öteye
taşıyarak "İş Dünyası Plastik Girişimi"ni kurduk.
Çalışmalarımızın eksenini Birleşmiş Milletler 2030 hedefleri
oluşturuyor. Bu yıl çalışmalarına başlayan ve başkanlığını Sayın Ümit
Boyner'in üstlendiği, Hedefler İçin İş Dünyası girişimimiz önemli bir
itici gücümüz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP ve TÜRKONFED
ile beraber hareket ediyoruz.
Hiç kuşku yok ki bu sorunların üstesinden gelebilmek için gelecek
nesillerin iklim ve çevre konularına sahip çıkması şarttır. Bunun
gerçekleşmekte olduğuna dair ilk bulgular Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde genç katılımın yükselmesi ve Yeşil partilerin
kazandıkları başarıydı. İş dünyasına da gerçekten büyük bir sorumluluk
düştüğüne inanıyorum. İklim değişikliği konusu gece uykularınızı
kaçırıyorsa sorumlu birer girişimcisinizdir.
Üyesi olduğumuz BusinessEurope çalışmalarında ortaya konan bazı
sonuçları burada sizinle paylaşmak istiyorum.
Hem ülke hem Türk iş dünyası olarak 2020'li yıllarda da
çıkarlarımız, Avrupa Birliği'nin gidişatıyla uyum içinde olduğumuz
taktirde korunacaktır.
Dünya yeni bir jeo-ekonomik düzene doğru yol alıyor. Avrupa
Birliği, Çin ve ABD arasında denge sağlayıcı bir ekonomik güç olma
özelliğini korumak istiyor. Avrupa Birliği'nin en önemli etkisi
dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olarak gücünü adil ticaret ve
iklim değişikliği ile mücadele yönünde kullanabilecek olmasındadır.
Avrupa artık küresel ekonomik ilişkilerinde Birleşmiş Milletler'in
Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini ana odak haline getiriyor. İklim
değişikliği, sosyal haklar, hukuk devleti, dijital dönüşüm gibi
konular artık uluslararası ticaret, yatırım ve finansmanda temel
kriterler haline geliyor. Avrupa Birliği ile gümrük birliği
anlaşmamızı bu bakış açısı ile yenileyebilirsek şirketlerimizin
küresel rekabet gücüne ve ulusal kalkınmamıza da fayda sağlayabiliriz.
Birleşmiş Milletler'in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri aynı
Avrupa Birliği gibi, bizim de yönümüzü belirliyor. Bu konuda daha
hızlı hareket etmeliyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın Paris iklim
anlaşmasını imzalayarak gösterdiği kararlılığımızı daha da
güçlendirmeliyiz. Bilimsel temeller üzerine inşa edilen, politikalar
arası tutarlılığı ve bütüncüllüğü sağlayan, katılımcı bir tutum ile
hazırlanmış, uygulanabilir tedbirler içeren bir yol haritasını hızla
hayata geçirmeliyiz.
Diğer yandan, ekonomide de adaletsizliklerin azaltılmasını
önemseyen bir tutum da tüm dünyada ön plana çıkıyor. Dünyanın en
eşitlikçi bölgesi olan Avrupa'da bile bu konu tüm ağırlığıyla
gündemde. Eşitsizlikler demokrasileri tehdit eden aşırı akımları
besliyor.
Geçtiğimiz haftalarda önemli uluslararası finans kuruluşları 2020
için önceliklerini kamuoyu ile paylaştılar. Tüm bu paylaşımlarda aynı
ortak noktaları görüyoruz. Ticaret savaşlarının küresel ekonomik
büyümeyi baltaladığını, büyümenin çok daha kapsayıcı şekilde
planlanması gerektiğini, gevşek para politikalarının sonunun
yaklaştığını, bütçe ve mali politikaların bu doğrultularda tekrar
ayarlanması gerekeceği mesajlarını aldık. Ayrıca büyüyen çevresel,
insani ve sistematik sorunlara karşı uluslararası işbirliğinin önemi
gittikçe artmaktadır. Küresel ısınmadan Fintech devrimine adaptasyon
ve yaşlanan dünya nüfusunun istihdam problemlerine kadar her noktada
daha fazla uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.
Tüm bu eğilimler büyümenin kapsayıcılığının ve sürdürülebilirlik
hedeflerinin her zamankinden daha önemli olacağını gösteriyor.
21. yüzyılın baş döndürücü, bazen tedirgin edici olan ve
demokratik siyaseti olumsuz etkileyen gelişmelerini biz de toplum ve
bireyler olarak hissediyoruz. İş dünyası hem ekonomideki dönüşümün,
hem de buna bağlı olarak yükselen sorunların, taleplerin, ihtiyaçların
birinci derecede muhatabı.
Küreselleşme vites değiştiriyor. Göstergeler tarife dışı koruma
eğilimlerinin güçleneceği, bölgesel gruplaşmalar etrafında
şekillenecek bir döneme girdiğimizi düşündürüyor. Hesabımızı da buna
göre yapmalıyız. Bunlarla başetmek için Avrupa Birliği ile
ilişkilerimizi daha iyi ve güçlü bir düzeye, derinliğe getirmeliyiz.
Karşılıklı şikayetlerimizi müzakereler yoluyla gidermeye çalışmak
zorundayız.
Sayın Donald Tusk'ın, geçtiğimiz günlerde detaylı şekilde dile
getirdiği gibi, Avrupa'daki gelişmeleri daha yakından okumaya
ihtiyacımız var. Avrupa blok olarak Brexit konusunda çok güçlü bir
duruş sergiledi. İngiltere'nin nihai kararını ve etkilerini yakın
gelecekte göreceğiz. Henüz üye olmamış Balkan ülkelerinin de
önümüzdeki dönemde tam üye yapılacakları görünüyor. Daha bağımsız
hareket eden ve dış politikada daha güçlü olmaya çalışan bir Avrupa
görüyoruz. Bu dönemde temel haklar, hukuk devleti ve bireysel özgürlük
alanlarının genişlemesi yönünde atılacak adımlar bizi Avrupa'ya
yaklaştıracak temel unsurlardır.
Avrupa kendini tekrar yapılandırmaya çalışıyor. Bu dönemde hem
Avrupa-ABD ilişkileri, hem de Avrupa-Rusya ilişkileri tekrar
tanımlanacak. Avrupa'nın ana sorusu kendisini Rusya, Çin ve bir
noktaya kadar ABD'den gelen büyük sınamalar karşısında nasıl
koruyacağıdır. Bunu yapabilmek için yapısal zayıflıklarını ve
eksikliklerini gidermeye çalışıyorlar. Tüm bunlar olurken Türkiye
olarak biz de Avrupa ilişkimizde ve stratejik üyelik hedefimizde
ilerlemeler sağlayabiliriz. Bu ilerlemeler bizi çok daha güçlü
kılacaktır.
Ekonomide gözlediğimiz toparlanmanın kalıcı hale getirilmesi kısa
vadede en önemli odak noktamızdır. Bunu yaparken toplumun önüne yeni
ve heyecan verici, toplumsal enerjiyi harekete geçirici hedefler
koymalıyız. Bunu gerçekleştirebilmek için istişareye, şeffaflığa,
iletişime ve ülke kaynaklarının doğru ve verimli şekilde
kullanılmasına ihtiyacımız var. 2000'li yıllarda Türkiye, dünya ile
aynı dalga boyunda gitmenin ve AB sürecinin semeresini gördü. Yabancı
yatırım çekti. Dünyada örnek gösterilmeye başlandı. Genç nüfusumuz
geleceğe daha güvenle bakabildi.
Gelecek dediğimizde en önemli konuların başında eğitim geliyor.
Eğitim sistemimiz 21. Yüzyılın gereklerine yatkın nesiller yetiştirmek
üzere geliştirilmeli. Bunu, her fırsat ve ortamda vurguluyoruz. Sayın
Bakanımız da aynı vurguları yapıyor. Özgürlüklerin ve yaratıcılığın
öne çıkması dijital, sosyal ve duygusal becerilerin artırılması
önceliğimiz olmalıdır. Beyin göçünü durduracak toplumsal iklimi
yaratmak zorundayız.
Genç bir nüfusa sahip olduğumuz için bizim açımızdan en önemli
iktisadi gösterge büyümenin yanısıra işsizliktir. İşsizliğin toplumsal
maliyetinin ne denli yüksek olduğunu tartışmak bile sanırım
gereksizdir. Geçtiğimiz gün açıklanan büyüme rakamları artık
ekonominin yıllık olarak pozitif büyümeye geçtiğini gösterdi. Ancak
işsizlik oranlarımız hala tarihi olarak yüksek seviyelerde seyrediyor.
Belli oluyor ki bu yılki büyüme oranımız yüzde yarım civarında
gerçekleşecektir. Önümüzdeki yıl Orta Vadeli Program yüzde 5 büyüme
hedeflemiş durumda, uluslararası kuruluşların tahminleri ise şimdilik
%3 civarında… Hesaplarımız yüzde 5'in altında bir büyümenin işsizliği
daha da yükseltebileceğini gösteriyor. Yani yeniden büyümeye geçiş çok
kritik öneme sahip. Geçen yıl krizle mücadele ederken sadece kısa
vadeye değil uzun vadeye odaklanılması gerektiğine dikkat çekmiştik.
Krizin, altında yatan kırılganlıklar ve yapısal
kırılganlıkların sona erdiğini söylemek henüz mümkün değil. Güven
ortamını yeniden tesis etmeliyiz bunu yapmanın yolu hukuk devleti
ilkelerini gerçek anlamda uygulamaktan, rekabetçi piyasa ekonomisi
ilkelerinden taviz vermemekten, para ve maliye politikalarında tutarlı
ve öngörülebilir hareket etmekten geçiyor. Büyük merkez bankalarının
izlediği düşük faiz politikası uygulama sınırlarına yaklaşıyor. Borç
yükümüzü son dönemde hafifleten dışsal gelişmeler uzun vadede ortada
olmayacaktır. Dış büyümenin de bize çok yardımcı olacağını
beklemiyorum. O günlerin hazırlığını bugünden yapmalıyız.
Zira ekonomimizde yeniden dengelenme olduğundan bahsedilirken, dış
borç oranımızın milli gelirin %62de
bu nedenledir ki iktisadi kesimlerde tedirginlik yaratan düzenlemeler
içeren yeni vergi tasarısı yeterince istişare edilmeden Meclis'ten
geçirildi. Kayıtlı kesimin üzerine daha fazla yük getiren bu
düzenleme, yıllardır beklediğimiz, vergiyi tabana yayacak, vergi
adaletini sağlayacak ve kayıt dışılığı azaltacak reformlar
içermemekte kamu açığının süratle kapatılması gayesi taşımaktadır.
Ancak vergi bazının tahrip olması, kamu açığından daha ciddi bir
sorundur.
2006-2014 yılları arasında dünya siyasetine kentsel hareketlilik
damgasını vurdu. Son aylarda önceleri Arap Baharı'nın hüzünlü sonu
nedeniyle enerjisi sönmüş sayılan Arap toplumları olmak üzere,
dünyanın dört bucağında kentli protesto hareketlerine tanıklık
ediyoruz. Bu protesto hareketlerindeki ortak payda, şeffaflık, hesap
verebilirlik, eşitlik, kayırmacılığın sonlandırılması ve özgürlük
alanlarının genişletilmesi talepleridir. Bunlara ek olarak daha adil
bir ekonomi yönetimi talebi de güçlü şekilde dile getirilmektedir.
Hong Kong'dan Cezayir'e, Şili'den Fransa'ya kentler ve genellikle
gençler kendi gelecekleriyle ilgili hareketlenmiştir. Irak ve
Lübnan'da kentli toplum kendilerini hapseden mezhepçiliğe karşı dürüst
siyaset talebiyle meydanlara çıkmıştır. ABD seçimleri giderek
yaklaşırken orada da geçmişe göre kimlik siyasetlerinden arınmış bir
politika anlayışı kendini öne çıkarmaktadır.
Yeni ekonominin getirdiği sarsıntılara karşı, sahip oldukları
ekonomik yapıların tahribatından korkan toplumlar siyasetten
kendilerini korumasını, kollamasını, geleceğe hazırlamasını
beklemektedir. Bu bağlamda hemen her yerde yerel yönetimler daha fazla
öne çıkmaktadır.
Gerçekten de geleceğin dünyasında büyük kentler ülkelerden bile
daha önemli hale gelecektir. Bugün, dünya nüfusunun yarısından fazlası
kentlerde yaşamaktadır. Bu geri döndürülemeyecek bir eğilimdir.
Siyasette kentlerin ağırlığı artacaktır. Kentlilerin talepleri ister
muhafazakâr ister liberal ya da solcu olsunlar birbirilerine benziyor.
Kentli insanlar yerel yönetimden hizmet talep ettikleri gibi bu
mekçıkan, ABD'nin mutlak hâkim sayıldığı Tek Kutuplu
Dünya artık geride kaldı. ABD gücünü büyük ölçüde muhafaza etse de
dünya çok kutupluluğa doğru bir eğilim içinde. Berlin Duvarı artık yok
fakat yeni duvarlar hissediliyor 21. yüzyıl meselelerine farklı bakan
ideolojik duvarlar, dijital duvaryaşıyoruz.
Bu konjonktür yeni yaklaşımlar gerektiriyor. ABD, Irak'taki büyük
ve bölgenin bugünkü karmaşasının temelinde yatan fiyaskosunun ardından
hem Avrupa'dan hem Ortadoğu'dan çekiliyor. Bugünkü yönetimi, daha
önceki yönetimlerin ön plana çıkardığı ilke ve değerleri pek
umursamadığını sürekli kanıtlarken, ilişkileri de daha çok al-ver
ilişkisi tarzında yürütmeyi tercih ediyor. Böyle bir ortamda, irili
ufaklı tüm güçler kendi çıkarlarına uygun olarak hamlelerini yapıyor.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafyanın güneyi kolayca durulmayacak.
Ortadoğu'nun yeni güç dengesi şekillenemiyor. İran'ın güçlenmesi
karşısında bölgenin Arap ülkeleri ve İsrail sert bir tavır
benimsiyorlar. Türkiye de kendi güvenliği açısından gerekli gördüğü
adımları atıyor. Bunları yaparken son dönemde işbirliğini arttırdığı
Rusya ile koordineli hareket etmeye devam ediyor.
Yakın müttefikimiz ABD ile ilişkilerin hayli fırtınalı bir evrede
olduğunu görüyoruz. Suriye iç savaşı hararetini kaybederken, ülkemiz
de geleceğe yönelik önemli tercihler yapmak durumunda. Rusya'dan
alınan S400 füzeleri nedeniyle müttefiklerimizle aramızda bir sürtüşme
var. Ülkemizin çıkarı, Rusya ile iyi ilişkilerini sürdürürken ait
olduğu ittifakın üyeleriyle arasındaki anlaşmazlıkları aşmaktan
geçiyor. Müttefiklerimiz de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra
zedelenen güven ilişkisinin tamiri için adım atmalıdır.
Ülkemizin yakın geleceğini kaybetmemek, 21. yüzyılın çetin rekabet
ortamında kaybolmamak için somut bir yol haritasına ihtiyacımız var.
Bu yolu döşeyen taşlar demokrasidir, büyümedir, istihdamdır,
eğitimdir.
Konuşmamı bitirmeden önce, ülkemizin kanayan yarası olan kadına
yönelik şiddet konusunda endişe ve düşüncelerimizi bir kez daha üstüne
basarak paylaşmak istiyorum. Bu konu hepimiz için çok büyük üzüntü
kaynağıdır. İstanbul Sözleşmesi'nin önleme, koruma, kovuşturma ve
destek hükümlerinin en etkili şekilde uygulanmasını yetkililerden
bekliyoruz.
Önümüzdeki yolun engelleri, sorunları büyük. Çözüm biziz
hepimiziz. Yolumuzda kararlılıkla ilerleyeceğiz."
Foreks Haber Merkezi ( haber@foreks.com )
http://www.foreks.com
http://twitter.com/ForeksTurkey